| Bicycle Day |
|
|
|
| Haberler - DEĞİŞİK MÜZİKLER | |||
|
Bicycle Day'in müziklerini Myspace sayfalarından dinleyebilirsiniz. Röportaj: Ziriab Mobile Öncelikle bir grubun albüm kaydettikten sonraki sürecinden konuşmak istiyorum. Bir yerlerde çalıyorsunuz, insanlarla konuşuyorsunuz, röportajlar veriyorsunuz. İnsanlarla müziğiniz üzerine konuşmakta zorlanıyor musunuz? Aslında tercih etmediğiniz bir şey mi bu? Berke: Kendim için konuşacak olursam, bicycle day yaptığım en karmaşık müzik ama bir yandan da insanlara anlatması o kadar kolay ki: Hiç tekrarı olmayan, uzun doğaçlamalar çalıyoruz. Bana mesela 123’ün nasıl bir müzik yaptığını sorduklarında hiç cevap veremiyorum. bicycle day söz konusu olduğunda ise, doğaçlama çalıyoruz, bir çaldığımızı da bir daha çalmıyoruz, diyebiliyorum rahatça. Onur: Şu ana dek bu konuda çok konuşmadım ama deneysel doğaçlama diyerek açıkladığımızda bunu anlamayan birçok insan da çıktı karşımıza. Kendi içinizde konuştuğunuz, kurcaladığınız bir konu mu bu? Berke: Biz ne yapıyoruz diye mi? Hayır, bunu konuşmuyoruz. Daha doğrusu bir kere oturup konuştuk bunu, bicycle day kurulurken. Doğaçlamalar çalacağız. Herhangi bir tema ya da parçayı bir daha çalalım diye de konuşmuyoruz. Yani bicycle day kurulurken konuştuklarımız halen geçerli. İki kaydınız da –Alive ve Habbit In Wonderland– bu şekilde mi ortaya çıktı? Onur: Onlar özellikle kayıt yapılsın diye yapılmadı. Evde ya da dışarıda çalıyor olalım, tamamen canlı kayıtlar. Berke: “Alive”, bütünüyle Peyote’de çaldığımız gecelerin kayıtları; “Habbit In Wonderland” ise evde, kendi stüdyomuzda canlı kaydettiğimiz parçalar. Onur’un demek istediği de, parçaların özellikle bir albüm için kaydedilmemiş olması. Zaten çaldığımız her şeyi kaydediyoruz. Onur: Bazen bir araya gelip, tarihleriyle tutulan bu kayıt arşivinde gerilere dönüp hoşumuza giden kısımları alıyoruz, bant keser gibi kesiyoruz… Berke: …ve ona bir isim veriyoruz. Hangi doğaçlama kaydı olduğunu da o isimle hatırlıyoruz. “Magara” dediğimizde, herkes neden bahsettiğimizi biliyor o zaman. Onur: Ama bir daha o kaydı çalmamız da mümkün değil. Berke: İsim konulmamış her kayıt bir anlamda boşluğa gidiyor. Data olarak varolsalar bile aslında bizim için yoklar. Çünkü geri dönüp bir isim koymamışız ona. Uzaya atılmış gibi duran kayıtlar. Bu durumda, çalınan herhangi bir doğaçlama parça, albüm ya da pazar gecesi arkaoda’da verdiğiniz konser, bir daha duyulamayacak. Tek kerelik performanslar. Onur: Evet. O gün (arkaoda’da) tuhaf bir şey oldu mesela. Arada bir çatıkatında kendi kendimize çalarken de olan bir şey bu, bazen hiçbirimiz record tuşuna basmamış oluyoruz. Sonuçta o günün kaydı olmuyor. Pazar gecesi de öyleydi. Berke: O, tam anlamıyla uzaya gitmiş oluyor. Bazen gecenin sonunda durumu fark ettiğimizde, üzücü de olabiliyor bu. O kaydın bir nedenle yapılamamış olması. Böyle durumlarda, konserde hoşumuza gittiğini anımsadığımız bir kısma geri dönemiyoruz. Onur: Aslında, çok uzağa sadece tek bir mikrofon koyuyoruz ve bu yüzden kayıtta olduğumuz aklımıza gelmiyor; bazen de kaydetmeyi unutuyoruz zaten. Doğaçlama performanslar olduğundan, çalarken iletişiminiz nasıl oluyor? Onur: Çalarak konuşmaya çalışıyoruz. Hem kendimizi, hem bir diğerini dinlemeyi öğreniyoruz. Evde oturup vakit geçirmek, konuşmak, paylaşmak gibi. Berke: Mesela arkaoda tam olarak ev gibi bir yerdi. Bu yüzden çatıkatı stüdyomuzda yaptığımız şeye çok benzeyen bir performans çıktı ortaya ve tam anlamıyla konser veriyormuşuz gibi de hissetmedik. Onur: Evet, evde çalıyor gibiydik. arkaoda dışında şu ana dek tüm performanslarınız Peyote’de oldu, değil mi? Berke: “Mavi Terleyen Adam”la çatı dans stüdyosu ve garajistanbul’da yaptığımız performanslar haricinde, Peyote dışında bir yerde çalmadık. Onur: Ama şöyle bir fark var; arkaoda konseri şu ana dek verdiğimiz konserler içinde en kalabalık olanıydı. Ev gibiydi ama aslında konsere benzeyen tek konserimiz oldu. İnsanlar oraya müzik dinlemeye geldiler, dinlediler ve gittiler. Berke: Çok garip bir şekilde, herkesin çıt çıkarmadan dinlediği tek yer oldu. Peyote’de öyle olmazdı. İlk demo kayıtlarını dinlediğimden bu yana merak ettiğim bir şey bu. Albümün adını neden “Habbit In Wonderland” koydunuz? “Alice Harikalar Diyarında”, korkunç bir eser ve harikalar diyarı da çok güçlü bir metafor. Onur: Az önce arşivdeki kayıtları bant keser gibi kestiğimizi söylemiştik, dinlerken de isim koyuyoruz. Berke bu kayıtlardan birini dinlerken, “Bu bir habbit,” dedi. Parçanın sonlarına doğru Wonderland soundunu betimleyecek bir şey duyduğumuzu konuşuyorduk, bu defa Berke dinlediğimiz şeyin biraz “Alice in Wonderland” gibi de olduğunu söyledi. Arkasından “Habbit In Wonderland” geldi. Röportajın devamı için lütfen buraya tıklayın.
|
|||
| Son Güncelleme: Cuma, 12 Şubat 2010 10:40 |